TOPAL HOŞAF

Dedeme yemeklerini annem hiçbir zaman beğendiremedi, ben de öyle. Ona göre bizim modernize edilmiş ve farklı yöre ve ülke mutfaklarıyla evlenmiş yemeklerimiz yemek değil. Kendisinin “çocukluk ve gençlik dönemi aşinası olduğu yöresinin yemekleri yenir diğerleri kibarca reddedilir” yaklaşımına saygı duyuyorum. Bu “Topal”ı da kendisine ithaf ediyorum..

 

Köylerimizde unutulmuş pek çok yemeği sorsanız iki nesil öncesine, çok hoş isimlerle ve yemeklerin hikayeleriyle karşılaşıveriyorsunuz. Topal Hoşaf bunlardan bir tanesi. Aslında sadece Topal diyorlar eskiler bu hoşafa..

Bu hoşaf özel bir armuttan, daha doğrusu armutun atası olarak bilinen ahlattan yapılıyor. Doğal olarak dağlarda da yetişen ahlat (yabani armut) toplanıyor ve kızgın fırına verilerek kurutuluyor. Kışın kurutulan armutlar hoşafta kullanılıyor ve özelliği diğer hoşaflara göre biraz daha az sulu fakat bol taneli olması. Genellikle hoşaflarda taneler değil de su ön plandadır. Suyu kaşıklanır, kaynarken dağılan, kararan meyvenin lezzeti suyuna çıkmıştır çünkü. “Topal”da durum biraz farklı. Burada dağılmamaya özen gösterilerek sapıyla çöpüyle bütün olarak pişirilen armut ön plandadır.

Gelelim adının hikayesine.. Öncesinde resme bakarak ve size ikram edildiğini tahayyül ederek neden topal denmiş olabilir bu hoşafa sorusuna yanıt aramanızı isterim.  Belki ikram edilseydi tahmininiz daha kolay olacaktı.

Daha önce de belirttiğim gibi bu hoşafta tane yani armut sahnededir. Genellikle de kaşıkla değil sapından tutularak elle yenir. Tek sapı olan armutlara bu hoşafta topal benzetmesi yapılmış. Topalın suyu kaşıklanır. Topal Hoşaf ismini duyduğumda sıvı bir şeye nasıl topal benzetmesi yapılır diye çok düşünmüştüm. Topal olanın hoşaf değil de armut olduğunu duyduğumda da çok gülmüştüm. Esprili ve yaratıcı benzetmeyi yapan dönemin mutfak sanatçısı kadın mıdır yoksa sofrada bekleyen gurme erkek midir bilinmez ancak yıllar sonra bu sayfada pek çok kişiden alkış alır..

Eskiden sanat daha fazla hayatımızın içindeymiş sanki.. Okumamış halk arasında bile şairlere, ozanlara, sanatkarlara, zanaatkarlara farklı bir değer verilirmiş. Yapılan yemeklere benzetmelerle özel isimler konurmuş. Yemeklere verilen o isimler, ortaya çıkan çalışmaya, emeğe ne kadar değer verildiğini örnekliyor bize. Mesaj gönderilirmiş belki de yıllar sonrasına, günümüze, bizlere.. Yemeğe verilen özel bir saygının ve zengin sanat ruhunun yaşadığının göstergeleri bunlar.

Ha bu arada dedeciğim sen bizim yemekleri belki yemiyorsun ancak ben senin dönemin topalını sapı ile çöpü ile afiyetle yedim. Torunun hiçbir güzelliği kaçırmıyor. Ancak günümüz modern yemeklerinden yemeyerek sen çok şeyi kaçırıyorsun, haberin olsun..

Bir Cevap Yazın