Avrupa’da Türk Kahvesi Modası

Recep İvedik Starbucks’a girer, ama sipariş vermekte biraz zorlanır. Hiç alışkın olmadığı bir mekanda karşılaşmadığı prosedürleri anlamaya çalışırken tuhaf kahve isimlerinin telaffuzunda da bir hayli sıkıntı yaşar. Bu sahneyi hatırladıkça çok gülüyorum halimize.

“Gavurca” kelimelerle dolu coffee içilen mekanların ilk tohumunu biz atmıştık halbuki Avrupa’ya zamanında.. Osmanlı sarayıyla Yavuz Selim döneminde tanışan kahve kısa sürede rağbet görmüş ve oradan reaya hanelerine, “gavur memleketlerine” girmeyi başarmıştı. Hatta bu içecekle ilk tanıştıklarında Avrupa’daki radikal hristiyan camia, kahveyi şeytan icadı olarak görmüştü. Şarabın hristiyanlarca kutsal bir içecek olması nedeniyle  Müslümanların şaraba alternatif kahveyi icad ettikleri şeklinde  dini propagandalar  yapılmıştı. Fakat sonunda Papa tarafından kahve “vaftiz edilerek” hristiyanlarca da içilmeye başlanmıştı.*

1669’da Fransa’ya elçi olarak giden Süleyman Ağa** beraberinde kahveyi de götürdü. Moliere’in bile oyunlarına ilham olmuş Turquerie***(Türkler Gibi Olma) modasına yeni yeni adapte olmaya başlayan Fransızlar arasında, o zamanın özenilen ülkesinden gelme bu içecek hemen rağbet görmüştü.

İşte tarih tekerrürü.. Fransız asilleri için Süleyman Ağa’nın evinde ikram edilen acı Türk Kahveleri moda oluveriyor ülke genelinde o dönemde. Sonra Fransızların sütlü filtre kahvesi, cafe au lait içme modası başlıyor bizimkilerde.

Avusturya da kahveyle bizim sayemizde tanışmış. Polonya asıllı bir tüccar olan Jerzy Franciszek Kulczcki isimli zat, Viyana yenilgisi sonrası Osmanlılar’ın savaş alanında bıraktığı içi kahve dolu çuvalları bir şekilde edinmiş. Bu kahveleri sermaye olarak kullanıp bir dükkan açarak Avusturyalıları kahve ile tanıştırmış, hatta içine süt ve bal ekleyerek değişik tatlar sunmuş.

Kulczcki’nin bu kahveleri nasıl edindiğiyle ilgili Avrupalılar arasında söylenegelen romantik bir hikaye var: Bu tüccar Türkçeyi iyi biliyor ve Osmanlı kültürüne de hakim. Viyana kuşatması döneminde yeniçeri kılığına girerek Osmanlı ordusundan önemli istihbaratları Avusturya Kralına sızdırmayı başarıyor. Bu bilgiler sayesinde Avusturyalıların iyi bir savunma ile savaşı kazanmalarını sağlıyor. Savaş sonunda geride bırakılan kahveleri bizim meşhur ajan dışında kimse almak istemiyor. Bu kahvelerle bir dükkan açan Kulczcki Avusturyalılar’a “Türk Kahvesi” satışına başlıyor.*

Sonrası çorap söküğü gibi gelmiş. Bizim telvesiyle ikram edilen acı kahve, büyük karton bardaklarla tüketilen leziz mocha, macchiato, cappuchino olarak podyuma çıkmış.

Evet, bundan yüzyıllar önce kahveyi Avrupa ile tanıştırma şerefine nail olmuşuz gençlik! Adamlar kahveyle dans etmiş, cafe latteleri ve nicelerini kazandırmış aralarına. Kendi evimizmiş gibi kullanalım, Gloria Jean’sten girip  Starbucksdan çıkalım artık. Höpürdete höpürdete içelim bol kremalı white chocolate mochamızı. Saatlerce oturarak bu mekanlarda Türk usulü keyif modasını oluşturalım.

……..

Bu yazı vesilesiyle selam göndermek istiyorum müsadenizle:

“Görücü gelirken kahve mi yapılırmış ne kadar baneeeelll.. Ben Avrupa’dan ithal (!) o meşhur mekanlardan birinde oturmuş  “Ekspresko”mu yudumlarken evlilik teklifimi almayı tercih ederim şekerim”ciler sizinle işimiz yok.

Paraları nereye koyacağını şaşıran kapitalizm imparatorluğunun feodal lordları Starbuckscılar, Gloria Jean’sciler helal olsun hepinize… Osmanlıyı da, Avrupa’yı da tarihe gömdünüz, boynuz kulağı geçer misali biriniz ABD’nin biriniz de Avustralya’nın bağrından kopup kahvecilikte iyi iş çıkardınız doğrusu! Devir sizin devriniz, selam olsun hepinize..

*All About Coffee, by William H. Ukers (http://manybooks.net/support/u/ukersw/ukersw2850028500-8.exp.html)

**Süleyman Ağa aslında müteferrika ünvanıyla 4.dereceden üst düzey sayılmayacak bir memur Osmanlı dön eminde. Fakat Fransa’nın o dönemdeki hareketlerini beğenmeyen Osmanlı Hükümdarı siyasi bir manevra ile karşısındakini aşağılamak için midir bilinmez bu kişiyi elçi olarak Fransa’ya yollamıştır. Fransa’da yaptığı pek çok gafa rağmen Süleyman Ağa orada çok rağbet hürmet görmüştür. Kendisi için en değerli mücevherlerini, kıyafetlerini giyinen dönemin Fransa kralı 14. Louis’nin karşısına yün bir ceket ile çıkan eğlenceli bir zat-ı muhterem kendisi. Fransa’da yaptığı diğer sansasyonel olayları okumak şiddetle tavsiye edilir.

** *Turquerie, Fransa’da 17 ve 18. yyda özellikle asiller olarak adlandırılan kesim arasında Türkler gibi giyinme,  konuşma, davranma modası. Öyle ki bu dönemde Türk figürlü biblolarla süslenen Louvre Sarayındaki bir oda “A la Turqa” olarak adlandırılmış. (http://books.google.com.tr/books?id=v-fke8p_b4AC&pg=PA151&lpg=PA151&dq=Turquerie+modas%C4%B1&source=bl&ots=N9LmKSaPhn&sig=av88pUiHhpeypTand7Rmx7x90Oc&hl=tr&ei=fNpSTJO4FdKeOL3p8Z4O&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=2&ved=0CB0Q6AEwAQ#v=onepage&q=Turquerie%20modas%C4%B1&f=false )

Recep İvedik, Starbucks sahnesini hatırlamak için tıklayın:

Recep İvedik -Starbucks

Türk Malı , Ekspresko sahnesini hatırlamak için tıklayın:

Ekspresko – Türk Malı

Fresh Domates Sos

Acı biber, domates ve zeytin yağı ile bu muhteşem pratik sosu denemelisiniz. İsterseniz ekmeğinizi bandırır içine, isterseniz cipsinizi daldırırsınız, ister etin yanında fresh sos olarak kullanırsınız. Ben karışmam, nerde isterseniz kullanın, ben bayılıyorum bu sosa..

    Domatesleri rendeleyin, ince ince halkalar şeklinde doğradığınız acı sivri yeşil biberleri ve zeytin yağını ekleyerek biraz da tuz tercihe göre serperek tüketin. İsterseniz içine limon ya da taze kekik, fesleğen de ekleyebilir farklı lezzetler oluşturabilirsiniz.

    Bu sosu buzdolabında 2-3 gün saklayabilirsiniz. Yaz sıcaklarında serinleten bir lezzet arayanlara önerilir.

    Afiyetle..

    Hacat Pilavı

    Sebendeyiz.. Şirin mi şirin bir ilçe burası. Keşfedilmemiş bir diyar..

    Sabah cami hoparlöründen gelen sesle uyandık. “Bugün öğle namazının ardından köylerin hacat bayramı  ilçe meydanında olacaktır. Tüm Seben halkı davetlidir.”

    Hacat Bayramı mı? Tahminler başladı, yaklaştı ama tutmadı.. İnsanların Allah’tan niyazlarını, hacetlerini, ihtiyaçlarını istedikleri bir çeşit bayrammış..

    Geleneklere göre o gün gelmeden bütün evler tek tek dolaşılır bulgur, yağ, ekmek  hane sahiplerinin gönüllerinden ne koparsa toplanırmış. Hayır yapmak isteyen, dua almak isteyenler koçlar, koyunlar armağan ederlermiş. Bayram günü bu malzemelerle yapılan yemekler tüm halka hayır olarak dağıtılır, yaşlı, genç, zengin, fakir herkes bir araya gelir sofrada yer içer sohbet ederlermiş. Gönlünden kopanı paylaşanlar da hayır dualar almanın huzuruyla o seneyi geçrirmiş.

    İşte bu yöresel bayram sabahı biz de fokurdayan kazanların başındaydık. Hacat pilavı pişiyordu. Malzemeler bizim burada bulamayacağımız cinsten idi(!) Sipariş üzerine bile bu kadar kaliteli malzemeyi bir araya toplamak İstanbul’da maharet ister doğrusu.

    • Kendi tarlanın mahsulü, alın teri bulgur
    • Ahırdaki sarı kızın sütünden yapılma has köy tereyağı
    • Yazın bahçedeki domateslerden el yapımı salça
    • Evinin manzarası, şu karşıki dağdaki kekiklerle beslenen 9-10 aylık  kınalı kuzular

    Meydanda yakılan ateşlerin üzerinde kazanların biri boşalırken diğeri doldu o gün..

    Burada yemekleri yöneten bir şef aşçı, büyük tahta (adını bilmediğim karıştırmaya yarayan) edevatla karıştıran bir tayfa, sucu, yağcı, bulgurcu, her bir delikanlıya ayrı bir görevle orada bekliyordu.

    “Sucu buraya gelsiiiiin” diye nağmeli bir ses beliriyor, ardından bir büyük kova su ile bir delikanlı beliriyordu. “İki delikanlı gelsiiiiiin” sesini duyan orada hazır bekleyen delikanlılar  kazanı kaptıkları gibi dooğru meydana..

    Meydanda pilavlar büyük tepsilere servis ediliyor, kaşıklarını pilav tepsisini kapan bulduğu köşede konu komşuyla bir çember oluşturup keyifli sohbetler eşliğinde tüketiyorlardı o güzel zamanı..

    Dilerim bu güzellikler nesiller boyu paylaşılmaya devam eder..

    Afiyetle ..

    Nando’s Peri Peri

    Acı deyince çiğ köfteler, urfa kebaplar doğumuzun isotu gelir akla.. Batının acısı peri peri ile tanıştınız mı pekii.. Portekiz’lilerin keşifler döneminde kuzey afrika topraklarında keşfettiği ve sahiplendiği peri peri biberinin acısı ağızdan alev püskürtecek cinsten..

    Portekizli bir girşimci bu peri peri acısını özel sosuyla tavuğa uygulamış ve bu sosta hiçbir katkı maddesi kullanmamış. Tavukları da dondurulmuş değil taze kesilmiş kullanmış. Bu tavuğu da özel acılı sosta beklettikten sonra direkt ızgara ateşinde pişiriyor, pek çok tavuk satan yerdeki gibi kızartmıyor anlayacağınız. Hizmetlerini restaurant olmasına rağmen fast food mantığıyla hızlı servis prensibiyle bütünleştirmiş ve dünya genelinde zincirleri bulunan bir yer ortaya çıkmış adı Nando’s Peri Peri.. Pek çok Hollywood yıldızı buranın müdavimlerinden olmuş.

    Peri peri sosları, sebzeli, acılı, çok acılı, müthiş acılı isimleriyle masada da bulunuyor. Çalışanların T-shirtlerinde “şimdiye kadar tattığınız tüm acıları değiştirmeye geldik”  yazısı menülerinde acının baş köşede olduğunun haberini veriyor müşterilere..

    Tavuk siparişinizi çeyrek tavuk, yarım tavuk ya da bütün tavuk şeklinde veriyorsunuz. İsterseniz menü alabiliyorsunuz. Menünün güzelliği ise tavuğun yanında yiyeceğiniz garnitürleri sizin seçebilmeniz. Portekiz pilavı, özel soslu haşlanmış mısır, patates kızartma ya da sebzeler.. Amerikan Nando’s menüde ben pişmiş bir baş sarımsak da gördüm ama buradakinde yoktu.

    Farklı bir sunumla gözlerinizi de şenlendirmek istiyorsanız “Espetado” sipariş edin. O da resimdeki gibi aşağı doğru dizilmiş kuşbaşı piliçten oluşan şöööle bişey.. Tadı hiç farklı değil çeyrek tavuk lezzetinden, farkı lezzeti değil gösterişli sunumu bence..

    Denemelik bir yer. Müdavimi olunur mu? Şimdilik sanmam, çok yaygın değil, belki ileride Nando’s.. Ataköydeki ekibi için müşteri memnuniyeti en üst alarm seviyesinde, başarılar dilerim..